Metroloji Okulu'nda




Anadoluhisarı; bulunduğumuz yer

Fotoğrafların büyük boyutları için, üstlerine tıklayınız.

Anadoluhisarı-Göksu
Anadoluhisarı ve Göksu köprüsü

Anadoluhisarı İstanbul'un Beykoz ilçesinde İstanbul Boğazı kıyısında, adını Yıldırım Beyazıt tarafından boğazın en dar yerine yaptırılan kaleden alan bir semttir. Kuzeyinde Kanlıca, güneyinde Kandilli bulunur (Göksu ve Küçüksu'yu Anadoluhisarı'na dahil ediyoruz). Tabii İstanbul'un tarihçesi olan bütün semtleri etkileyicidir ama biz burada olduğumuz için, konumuz (amatör fotoğraflarımızla) Anadoluhisarı.
Bu küçük kale, burçlarına yaslanan eski ahşap evler ve civarı, yanında denize ulaşan ünlü bir dere, önünde boğazın serin çırpıntılı suları, arkasında yeşil ve görkemli sırtları (Otağtepe) ile görkemli bir manzara oluşturur.

Hisarın yanından denize kavuşan (üstteki fotoğrafta sağ tarafta köprüsü görülüyor), ünü eski şarkıları sarmış olan dere Göksu'dur ("Gidelim Göksu'ya bir, alem-i ab eyleyelim", Güfte: Yahya Kemal Beyatlı, Beste: Lavtacı Hristo). Sözü edilen köprüye çıkıp da içeriye doğru baktığınızda göreceğiniz manzara yandaki gibidir. Eski zamanlardaki sosyal canlılığı olmasa da, dere kenarında oturup dinlenebileceğiniz bir-iki kafeterya mevcut (o eski zamanlardaki haline birazdan değineceğiz). Göksu köprüsünden geçip Hisar'ı ve sonrasında vapur iskelesini solda bırakıp Kanlıca istikametine doğru ilerlendiğinde, otobüs durağının yanından yukarı çıkan eski ve dar sokak, bizim de yeraldığımız Pazar Sokak (alttaki fotoğraf).

Göksu
Göksu (köprü üstünden)
Pazar Sokak1
Pazar sokak (ana caddeden)

Kalenin tarihine gözatacak olursak, Göksu deresi ile deniz arasında kireç ve şist katmanlarından meydana gelen tepenin üzerindeki surlar, eski kaynaklarda Güzelhisar, Güzelcehisar, isimleriyle de anılmakta. Yedi dönümlük alanı kaplayan Anadolu Hisarı'nın, Osmanlılar'ca Boğaz'da yapılan ve geçişleri kontrol altına almayı hedefleyen ilk hisar olması nedeniyle, tarihimizde önemli bir yeri var. İstanbul'u fethetmek isteyen ve kuşatan Sultan Yıldırım Beyazıt tarafından, Karadeniz'den Bizans'a gelecek yardımlara engel olmak için 1391'de yaptırılmış. Asıl kale, dikdörtgen bir plan üzerine yükselen bir kule (üzeri toprakla örtülü yüksekçe bir kayanın üzerine oturtulmuş). İç kale duvarları ise 2-3 metre kalınlığında asıl kaleyi çevreliyor. Hisarı korumak için surun üzerine, çevreye ve yollara hakim silindir şeklinde üç kule yapılmış.

Daha sonraları Osmanlı padişahları Rumeli'ye geçişte Üsküdar - Anadoluhisarı istikametini kullanmayı bir gelenek haline getirmişler. Sultan II. Murat devrinde, Haçlı ve Macar ordusunu durdurmak üzere yola çıkan ordunun Rumeli'ye geçmesinde bu hisardan faydalanılmış (II. Murat Yalova'dan gelmiş, Çandarlı Halil Paşa da karşı kıyıdan top ateşiyle padişahı korumuş, Papalık ve Venedik donanmasına rağmen karşı kıyıya geçilmiş). İstanbul'un fethinden önce Rumeli Hisarı inşa edilmeden bu kale tahkim edilmiş. 1452'de Fatih Sultan Mehmet tarafından yapılan değişiklikler, Anadolu Hisarının mukavemetini arttırmış. Böylece Rumeli Hisarı ile karşılıklı olarak, boğazın transit nakliyatı men edildiği gibi, bu kale taarruz vasıtası haline de gelmiş. Yapıya Fatih devrinde deniz kenarındaki barut depoları ve bazı ikametgah amaçlı yapılar da eklenmiş.

Hisar (gece)
Anadoluhisarı (gece)
        foto: Uğurhan Akyüz
Göksu Sefası
1900'lerin başında "Göksu Sefası"
(yağlıboya resim: Fausto Zonaro)

Anadoluhisarı, yerleşme alanı olmaya Fatih Sultan Mehmet devrinde başlamış. Hisar civarına önce askerler yerleştirilmiş, daha sonra sivil halk da iskan edilmeye başlanmış. Karadeniz'in tamamen Osmanlı hakimiyetine geçmesinden sonra (16. yy) askeri önemini kaybetmeye başlamış.
Muhtemelen kalenin stratejik önemini kaybetmesinden sonra, İstanbul'un zengin ve şatafatlı günlerinde, tadını çıkararak gezinti yapacak güzel hanım ve beylerin dikkatini, yeşillikler içindeki geniş ve güzel Göksu deresi çekmiş olmalı. Yukarıda belirttiğimiz şarkının ikinci dizesi sanki, saray ressamlarının sonuncusu Fausto Zonaro'nun tablosunda (yanda), Göksu'da kayık sefası yaparken görülen hatun için yazılmamış mı? "Ol kadehkar güzeli yar olarak peyleyelim".(İlginç bir tesadüf eseri bu resim, bir sergisini tanıttığımız Pera müzesinde başka bir daimi serginin parçası)

Bu semte ikinci bir büyükçe dere daha eşlik ediyor: Küçüksu. Göksu ile güneyinde denize dökülen Küçüksu deresi arasında kalan geniş, yeşil, düzlük alana Küçüksu çayırı deniyor. Büyük kısmı müteahhitlik firmalarınca şantiye olarak heba edilmekle birlikte, bu alanın denize bakan çevresinde kayda değer güzellikte yerler var. Diğer tarafı sahil yolu ile sınırlanmış durumda. Yolun karşısında kalan kayda değer bir yer ise Marmara Üniversitesi'nin Anadoluhisarı kampüsü ve spor akademisini barındıran bölge (yandaki fotoğrafta, giriş görülüyor).

Kampüs girişi
Marmara Ünv. Anadoluhisarı yerleşkesi girişi
Küçüksu kasrı 1
Küçüksu kasrı (Küçüksu iskelesinden)

Göksu ve Küçüksu'nun 1900'lü yıllarda altın devrini yaşadığı söyleniyor. Hatta Cumhuriyet'in ilk yıllarında gerek sandalların yıldızlı gecelerde kürek çektiği Göksu, gerek haftasonları çoluk-çocuk ahalinin toplanıp piknik yaptığı Küçüksu çayırı, futbol sahaları, güreş meydanları oldukça şenlikliymiş. Öncesinde sultanların dahi icabet ettiği tarihi Küçüksu Koruluğu'ndaki (şimdilerde ağaçlar sayılı) "musiki ziyafetleri", asker talimleri yapılan Er Meydanı, saray erkanının av partileri, buralarda tarih soluduğunuz hissinin nedenini açıklıyor. Tabii bir his olarak kalmayıp, "Küçüksu Kasrı" gibi göze bariz görünen bir şekle de bürünüyor tarih.

Küçüksu Kasrı, Sultan I. Mahmut zamanında Divittar Mehmet Paşa tarafından 2 katlı ahşap tarzda yapılmış. Sultan Abdülmecit, daha gösterişli olması için burayı yıktırıp yerine şimdiki halini yaptırmış. Yeni Küçüksu Kasrı'nın mimarı Nikogos Balyan. Bodrumuyla birlikte üç katlı olan kasır, 15x27 m.lik bir alan üzerine yığma tekniğiyle ve kargir olarak yapılmış. Bodrum katı kiler, mutfak ve hizmetçilere ayrılmış, diğer katlarsa bir orta mekâna açılan dört oda biçiminde düzenlenmiş. Devlete ait diğer saray yapılarının tersine yüksek duvarlarla değil, dört yönde kapısı olan ve döküm tekniğiyle yapılmış zarif demir parmaklıklarla çevrili. Kasrın hemen yanıbaşında Küçüksu Çeşmesi olarak da bilinen (III. Selim'in yaptırdığı) Mihrişah Valide Sultan Çeşmesi bulunuyor (yandaki fotoğraf çeşmenin yanından çekildi).

Küçüksu kasrı 2
Küçüksu kasrı (bahçesinden)
Küçüksu plajı
Küçüksu çayırı ve plajı (ana caddeden)

Küçüksu kasrının Kandilli'ye bakan tarafında devam eden çayırın iç kesimleri halen (200 yıl önce de olduğu gibi) mesire yeri olarak işlev görüyor. Hatta bu alanın denize bakan tarafı Küçüksu plajı olarak kullanıma açıldı ve sıcak yaz günlerinde bayağı rağbet görüyor (henüz Küçüksu deresinin ıslah çalışması tamamlanmadan, fakat derenin denize dökülen ağzı kapatılarak). Şimdilik bu güzelliklerin tadı fotoğraflarla daha iyi çıkarılabiliyor (Göksu ve özellikle Küçüksu'dan yükselen lağım kokuları fotoğraflarda görünmediğinden tabii).
Anadoluhisarı semtinin tüm özelliklerine burada yer vermeye imkan yok, ama bilmeyenlere fikir verebildiğimizi umarız. Gerisi meraklısına kalmış...